KÜÇÜK PRENS VE KÜÇÜK KARA BALIK ÇERÇEVESİNDE DOĞUDAN BATIYA ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI
27 Aralık 2019

Geri Dön

KÜÇÜK PRENS VE KÜÇÜK KARA BALIK ÇERÇEVESİNDE DOĞUDAN BATIYA ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI

 ÖZET

       Dünya edebiyatının bilinen ve çok ses getiren klasiklerinden Küçük Prens ve Küçük Kara Balık çocuk edebiyatına özgü türler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilinenin aksine her iki kitabında aslında bir masal kitabı olmalarının altında yatan ana tema, yazarlarının hayatından ve ölümlerinden yola çıkılarak bir yetişkinin hayallerini, dünya, özgürlük, bağımsızlık, adalet ve eşitlik algılarını yansıtmaktadır.

       Fransız yazar Exupery, aristokrat bir ailenin çocuğudur ve babasını 4 yaşında kaybetmiştir. Bu yaş, hemen hemen Küçük Prens’in yaşıdır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında savaş pilotu olarak görev yapan Exupery, Fransa’nın Alman işgali altında olduğu dönemde bu durumdan son derece rahatsız olmuş ve dönemin toplumsal hayatı hususunda eleştirilere yer verdiği Küçük Prens’i kaleme almıştır. Bu masal, Exupery’nin yaşamına ve hayat görüşüne paralel olarak toplum içinde yaşayan tiplerin eleştirisini göz önüne getirmektedir. Küçük Prens’in diğer gezegenlerde karşılaştığı kral, iş adamı, bilim adamı, sarhoş gibi tiplere “sevgi” kavramını öğretmeye çalıştığı düşünüldüğünde bir çocuğun gözünden yetişkinlere yol göstermesi olayın tamamını kapsamaktadır. Küçük Prens’e bu açıdan bakıldığında “bilinmeyenden bilinene doğru bir yolculuk (uzaydan-dünyaya)” dikkat çekmektedir. Exupery tıpkı küçük bir gezgende yaşayan Küçük Prens gibi 1944 yılında henüz 44 yaşındayken uçağının vurulması sebebiyle Marsilya yakınlarında bir denize düşmüş ve kaybolmuştur. 

      İranlı yazar Samed Behrengi ise İran’ın Şah yönetiminde yaşamış bir öğretmendir. Şahlık rejimine karşı olan yazar, bunu eserlerinde açıkça ortaya koymaktadır. Onun eseri Küçük Kara Balık ise “bilinenden bilinmeyene doğru yolculuk (ırmaktan-denize)” olarak karşımıza çıkar. Küçük Kara Balık tüm itiraz ve baskılara karşı, yaşamı pahasına da olsa amacına ulaşmıştır. Samed Behrengi de tıpkı kendi oluşturduğu karakteri Küçük Kara Balık gibi 28 yaşında şüphe uyandıran biçimde Aras Nehri’nde ölü olarak bulunmuştur.

       Doğu ve Batı kültürünün dünyaya farklı noktalardan baktıkları bu iki şaheser aslında her iki yazarın da aynı amaçlarla yaşadıklarını ve hatta aynı amaç uğruna öldüklerini göstermektedir. Bu iki eser de yazarlarının hayatlarından yola çıkılarak okunduğunda çocuk ve yetişkin zihinlerde çok daha derin izler bırakacaktır.

Anahtar Kelimeler: Küçük Prens, Küçük Kara Balık, özgürlük anlayışı

  1. Antoine de Saint-Exupery ve Küçük Prens
Exupery – Küçük Prens

      Fransız yazar Exupery 1900’de Lyon’da doğdu. Çocukluğunda iyi bir eğitim aldıktan sonra askeri okul sınavlarında başarılı bulunmadığı için Güzel Sanatlar okuluna gitti. Askerlik hizmetini Strasbourg’da Hava Kuvvetleri’nde yerine getirdikten sonra burada uçak kullanmayı öğrendi. Edebiyatla ilgilenen ve çeşitli yazılar yazan Exupery askerlik deneyimini kaleme alan bir öykü de yazdı. Yazarın yayımlanan ilk eseri bu öyküsüdür. 

            1926 yılında bir havayolu şirketinde pilot olarak çalışmaya başladıktan sonra da yazmayı bırakmadı. Çeşitli roman, öykü ve denemeler kaleme aldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransız Direniş Ordusu’na katıldı. Pilotluk yapmasına yaşında ötürü yasak getirildi fakat Saint Exupery, yeni görevler almak için ısrar etti. 31 Temmuz 1944 yılında Korsika’daki Borgo kasabasından havalandı ve bir daha geri dönmedi (Exupery 2014, 4).

            Askeri eğitim hayallerinin yanında sanatla (resim, edebiyat) uğraşan yazar çok yönlü bir kişiliğe sahiptir. Savaş yıllarını anlatan eserler yazmasının yanı sıra kendi hayatını anlatan eserler de kaleme almıştır. Exupery’nin çocuk kitabı yazmasının altında yatan sebepler incelendiğinde çocukluk yıllarındaki bilinç akışının etkileri vardır. Çünkü yazar henüz 4 yaşındayken babasını kaybetmiş ve çeşitli hayaller peşinde koşmuştur. Yazmış olduğu eseri dikkate aldığımızda aslında Exupery, babasını kaybettiğinde hemen hemen oluşturduğu karakter olan Küçük Prens yaşlarındadır. Küçük Prens’in evreni algılama biçimi Exupery’nin algılama biçimine paralel olarak ilerlemiştir denilebilir.

           Bir yazar için, oluşturduğu hiçbir karakter tesadüfen doğmamıştır. Kendine ve yaşadığı hayata hâkim olmak isteyen insanın kurduğu her cümlede “kendinden izler” vardır. Bu nedenle bir eseri okumadan önce o eserin yazarının hayatıyla ilgili bilgi sahibi olmak gerekir. Zira yazar, okuyucuya hangi mesajı vermek isterse okuyucunun birden çok okumalar yaptığı metinden anladığı, yazarın vermek istediği mesajdır. Yazar, bir eylemde bulunur ve sanatsal gereklilikleri hiçe sayan bir romanda bile bize sunduğu betimlemelerin hayal gücümüze ve fiziksel tepkilerimize bir dürtü olması gerektiğini belirtmek üzere kendini gösterir. Daha romanın ilk sayfasında okura hangi duyguları hissetmesi gerektiğini belirterek ona -bu duyguları aktarmasa bile- hemen kendini gösterir (Eco 2009; 27-28). Küçük Prens, bu bakış açısıyla ele alındığında Exupery’nin yapmak istediği -okuyucuda oluşturmak istediği algı- hem okuyucuya kendini göstermek hem de küçük bir çocuk gibi olan biteni saklandığı yerden izlemektir. Exupery bu masaldaki pilot mudur yoksa Küçük Prens midir sorusunun cevabı kesin değildir. Bazen olay örgüsünün içinde -yapmış olduğu meslek itibariyle- pilot olarak zihinde canlanan yazar bazen hayal gücünün derinliğiyle Küçük Prens’te hayat bulur.

           Küçük Prens, bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyasının karmaşıklığını anlama serüveni olarak 1943 yılında Fransa’da yayınlanmıştır. Sahra Çölü’ne düşen bir pilotun Küçük Prens’le karşılaşma anından itibaren 27 bölümden oluşan eserde en çok yer verilen bölüm Küçük Prens’in kendi gezegeninden/astreoidinden ayrılıp diğer gezegenleri tanımaya başladığı bölümdür. Çocukluğunda resim yapmak isteyen pilot, yaptığı resimlerin maalesef büyükler tarafından anlaşılmaması üzerine resim yapmayı bırakmıştır:

        “Büyükler kendi başlarına hiçbir şey anlamıyorlar ve onlara sürekli açıklama yapmak çocuklar için çok yorucu” der. Fil yutmuş bir boa yılanını çizmiş ama büyüklerden hiç kimse onun tam olarak ne çizdiğini anlamamıştır. Bu durum bir çocuk için oldukça hayal kırıcıdır. Böyle bir durumla karşılaşan çocuklar iki şey düşünürler. Ya güzel ve gerçekçi resimler yapamıyorlardır -ki bu, özgüven eksikliğinin başlamasına sebep olur- ya da kendileri gayet iyi resim yapıyorlar ama büyükler onları anlamıyorlardır. Pilot ikinci seçeneğe inanmak istemiş ama bir yandan da resim yapma isteğinden vazgeçmiştir. 

Fil yutmuş Boa yılanı

        Büyük Sahra Çölü’nün üstünde uçarken motoru bozulan ve çöle iniş yapmak zorunda kalan pilot orada uyuyakalmıştır. Uyandığında başucunda “bana bir koyun çiz” diyen Küçük Prens’le karşılaşır. İlk üç denemede çizdiği koyunların Küçük Prens tarafından beğenilmemesi üzerine (fil yutmuş boa yılanına gönderme) kutunun içinde bir koyun çizer ve o koyunu kendinin hayal etmesini ister. Bu, tam olarak Küçük Prens’in istediği koyundur. Çünkü onun nasıl bir koyun olduğuna sadece o karar verecektir. 

          Küçük bir çocuğun tek başına, yalnız kendinin sığabileceği bir gezegende çiçeği, yanardağları ve zehirli baobab ağaçlarıyla birlikte hayatta kalma mücadelesi olarak görünen bu kurgu aslında sahip olunan şeylerle “özgür” bir biçimde yaşanılabileceğinin görüntüsüdür. Çünkü Küçük Prens sadece kendinin sığabileceği büyüklükte olan o gezegende mutlu olma yolları bulmuştur. Büyükler gibi düşünmediği için mutludur. Çünkü büyüklerin her zaman  -sadece mutlu olmak yerine- yapacakları önemli işleri vardır. Küçük Prens bu sebeple önemli işleri olduğunu söyleyen pilotu, daha önce tanıştığı Bay Kırmızı’ya benzetmiştir. Çünkü Bay Kırmızı da tüm büyükler gibi sürekli ciddi işlerinin olduğunu savunur; bir çiçeği koklamaz, yıldızları seyretmez ve kimseyi sevmez. Oysa Küçük Prens, gezegeninde tek bir çiçek yetişirmiş ve o sırf çiçeğini mutlu etmek için elinden geleni yapmıştır.

         Bu bölüme kadar “sevgi” metaforu üzerine kurulan olay, Küçük Prens’in bilinen yani kendi gezegeninden hiç bilmediği başka gezegenlere yolculuğu sırasında başka bir hâl almaktadır.

a. Küçük Prens’in Diğer Gezegenlere Yolculuğu

1. Gezegen: Bu gezegende gelincik kürkünden mantosu ve tahtı olan bir kral yaşamaktadır. Gezegende tek başına yaşayan kral ile Küçük Prens arasında otorite ve toplum ilişkisi anlayışı üzerine geçen konuşmada kralın “Otorite ilk önce mantıklı olmalıdır. Halkına gidip kendinizi denize atın dersen halk isyan edip devrim yapar” düşüncesi İkinci Dünya Savaşı dönemindeki egemenlik mücadelesine gönderme niteliği taşımaktadır.

 2. Gezegen: Kendini beğenmiş bir adamın yaşadığı bu gezegende yine bir tek o yaşarken kendini ziyarete gelen herkesi hayranlarından biri zannetmesi ise “ego” unsurunu ortaya koymaktadır. İnsanın sadece kendi için yaşaması, toplumdan kopuk, bencil ve iletişimsizlik hali anlatılmaktadır.

3. Gezegen: Sarhoş bir adamın utanç duyduğu için içmesi ve içtiği için utanç duyması girdabından hareketle insanların umutsuzluk hali ve unutma isteğine dikkat çekilmiştir.

 4. Gezegen: Yıldızları saymaktan başka işi olmayan ve ciddi işlerinin olduğunu düşünen bir iş adamının yaşadığı bu gezegen insanın amaçsızca sahip olma duygusunu ön plana çıkarmaktadır.

5. Gezegen: Yaşadığı gezegen çok hızlı döndüğü için dakika bir lamba yakıp söndürmekle görevli olan lamba yakıcısı ise amaçsız ve sorgulamaksızın verilen görevlerin yerine getirildiği bir tipi anlatmaktadır. Burada sorgulayıcı bakış açısına sahip olunmadığında, yapılan işin neden yapıldığı bilinmediğinde mutsuz bir hayat sürüleceği özellikle vurgulanmıştır.

6. Gezegen: Kitap yazan yaşlı bir adam karşımıza çıkmaktadır. Bilim insanlarının bilimi, kimin için yaptıklarını bilmedikleri veya unuttukları düşüncesi üzerinde durulmuştur.

 7. Gezegen: Küçük Prens’in Dünya gezegeniyle tanışması, insanları ve hayvanları merak etmesi; bunlarla iletişime geçmesi anlatılmaktadır. Dünyada yaşayan insanlar ve hatta hayvanlar Küçük Prens’e sürekli dikkatli olması gerektiğini söylemeleri, Exupery’nin dünyanın yaşanılabilir bir gezegen olmadığı mesajını vermesi üzerine kuruludur. Milyonlarca insanın yaşadığı ama hemen hemen hiç kimsenin mutlu olmadığı bir gezegenle ilk defa tanışan Küçük Prens’in kendini güvende hissetmemesi; şekilcilik, biçimin özden önemli olduğu fikri onu yine de insanlardan uzak durması gerektiğine inandıramamış ve insanların birbirlerini sevmeleri gerektiğini onlara tekrar tekrar anlatmaktan bıkmamıştır.

 b. Küçük Prens’in Özgürlük Anlayışı

         Bir kavramı anlayabilmek için o kavramı zıt anlamıyla birlikte düşünmek gerekir. Özgürlüğün Türk Dil Kurumu sözlüğündeki kelime anlamı “herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu” ve “her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet” şekillerinde açıklanabilir. Dolayısıyla bireyin özgür olabilmesi için öncelikli olarak kısıtlama, zorlama ve engellerden arınması ve kurtulması gerekmektedir. Özgürlüğün zıt anlamı “esaret” olarak ifade edilebilir. 

       Küçük Prens’in keşif, merak amaçlı yapmış olduğu bu seyahatlerde karşılaştığı insanların temel ve ortak özellikleri özgür olmama durumlarıdır. Her birey bir düşünceye veya davranışa bağımlı halde hayatlarını devam ettirir. Kralın bağımlılığı; yönetmek, sarhoşun içmek, iş adamının para saymak, lamba yakan adamın feneri yakıp söndürmesi birer bağımlılık simgeleridir. Bu olay örgüsü içinde Küçük Prens dışındaki tüm tipler insanı sembolize etmektedir.

         Küçük Prens’in “kendi dışına” yapmış olduğu bu yolculuk bizim açımızdan bakıldığında bilinmeyenden bilinene bir yolculuk olarak karşımıza çıkar. Uzaydan dünyaya yapılan bu yolculuğun temel amacı merak iken insanları tanımaya başlayan Küçük Prens’in asıl amacı onları doğru yola sevk etme veya onlara sevgiyi öğretme ve aşılama halini almaktadır. Fakat onun tüm çabalarına rağmen insanlar esaret alında olduklarını kabul etmeyip hatta bu durumun farkında bile değilken henüz, sürekli olarak Küçük Prens’e karşı çıkmışlardır.

        Bir başka açıdan bakıldığında ise Küçük Prens, gezegeninde yaşayan en kıymetli canlı olan çiçeğinin nazlı davranışlarından uzaklaşmış ama uzaklaştığı yerde de daima aklına o gelmiştir. Küçük Prens’in çiçeği bir bağımlılık olarak görülse de o özgür iradesiyle bir başka tabirle onu sevmeyi kendine görev edinmiştir.

           Exupery’nin kaleme aldığı bu kurgu yalnızca çocuklara yazılmış bir eser olarak anlaşılmamalıdır. Kitabın içindeki psikolojik analizler, Küçük Prens’in özellikle çiçekle ve tilkiyle kurduğu ilişkide daha açık bir şekilde görülmektedir. Yazarın her unsurla ilgili yaptığı çizimler bu analizi akılda kalıcı hale getirmeyi amaçlamaktadır. Küçük Prens için çok değerli olan şeyler insanlar için daima değersiz kalacaktır:

       “Herkesin yıldızı vardır ve hepsi birbirinden farklıdır. Yolculuk yapanlara rehber olurlar. Fakat diğerleri için sadece küçük birer ışıktırlar. Bilge olanlar için çözülmesi gereken sorulardır. Benim iş adamı için her biri birer altındı. Ama tüm bu yıldızlar herkes için suskundurlar…”(Exupery 2014; 126)

2. Samed Behrengi ve Küçük Kara Balık

       Samed Behrengi, 1939 yılında Tebriz’de doğdu. İran’ın Azerbaycan kesiminde on bir yıl köy köy dolaşarak öğretmenlik yaparken bir yandan da Tebriz Üniversitesi’nde gece derslerine girerek İngiliz Dili ve Edebiyatı eğitimi gördü. Halkının toplumsal, ekonomik ve folklorik yapısını halkının içinde yaşayarak inceledi. Bu arada Azerbaycan ve İran halk edebiyatından derlemeler yaptı, masallar yazdı. 1968 yılında Aras Irmağı’nda ölüsü bulununca, yüzerken boğulduğu söylentisi yayıldıysa da buna pek inanan olmadı (Behrengi 2010; 5). Samed Behrengi İran’ın Şah yönetiminde özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi içinde yaşamını sürdürmüş bir yazarken yine hayat felsefesi haline getirdiği düşünceleri sebebiyle öldürüldüğü bilinmektedir. Küçük Kara Balık hikayesini yazmasının altında yatan temel etken, bilinenden bilinmeyene doğru bir serüvenin hayata geçirilme arzudur.

       Balık nine, sayıları on iki bini bulan balıklara masal anlatmaya başladı. Bu, Küçük Kara Balık’ın masalıydı. “Düşünmek” kavramına kendini kaptıran balık, annesiyle birlikte yaşadığı derede kalmak istemiyordu. Onda bu isteğin oluşmasını sağlayan ilk etken, “merak” duygusu olsa da esas amacı, yaşlı bir balık olduğunda bir şeyler öğrenmeden, bu dünyaya bir şeyler katmadan ölüp gitmeme isteğiydi. Kendi yaşadığı dere dışında başka dünyaların olup olmadığını bilmek istiyordu. O, “yaşamanın nasıl bir şey olduğunu” merak ediyordu. Çünkü dünyada yaşamanın anlamı durmadan, amaçsızca yüzmekten başka bir şey olmalıydı.

          Bu düşüncelerini büyük komşu balığa anlattığında ona:

 – Dünya değişti, artık çocuklar büyüklerine öğretmenlik taslıyor.

 demişti. Ama büyük balıkların bilmediği bir şey vardı. Bir çocuğun hayal dünyası çok geniştir. Yetişkinlerin hayalleri fizik kurallarının dışına çıkamazken çocuklar uçabileceklerini hayal edebilirler. Biz, gerçek ve somut olan kavramlar üzerine kafa yorarken onlar “dünyayı değiştireceklerine” inanabilirler. Çünkü onların hayallerinin sınırı yoktur. Bu sebeple küçük bir çocuğun, gördüğü her şeyi yetişkinlere sorması ve onlardan mantıklı cevaplar beklemesi kişisel gelişimleri açısından olağan bir durumdur. 

           Küçük Kara Balık’ın tek bir isteği vardı. Ve masumane olan bu isteğini etrafındaki büyük balıklar asilik olarak algılayıp onu sırf böyle düşündüğü için öldürmeye kalktılar. Ama o:

           – Bir nedeni olmadan mutlu olmak istemiyorum. Günün birinde yaşlandığımda hâlâ aynı balık olduğumu, ilk başta bildiğimden fazla bir şey bilmediğimi görmek istemiyorum. dedi. Çünkü onun tek meselesi kendiydi. Ama yaşlı balıklar onun kandırıldığını düşünüyorlardı.  

         Kara Balık, düşünebilmek için başkalarının düşüncelerine ihtiyaç duymadığını biliyordu. Çünkü onun, düşünmek için bir beyni, görmek için de gözleri vardı. Dolayısıyla kimsenin beynine ve gözlerine ihtiyaç duymuyordu. Kendi kendine düşünmeye kalktığı için onu oradan kovdular. 

  1. Küçük Kara Balık’ın Yolculuğu 

         Küçük Kara Balık, hiç bilmediği bir yere doğru yüzmeye başladı. İlk önce kurbağacıklarla karşılaştı ve onlarla tanışmak istedi. Onlar ise kendilerini beğenmiş bir tavırla şöyle dediler:

        – Biz soylu ve iyi yetiştirilmiş balıklarız. Dünyanın hiçbir yerinde bizim gibi güzel balıklar göremezsiniz.

          Çünkü dünyanın herhangi bir yerinde yalnız yaşayan yaratıklar kendilerinden başka kimseyi görmedikleri için kendilerinin özel olduklarını düşünürlerdi. Yavaş yavaş dünyayı tanımaya başlayan balık tam olarak “ötekileştirme” denilen davranış modeli ile tanışıyordu. Bu düşünceden yola çıkarak balığın neden kara olduğu sorunsalı ortaya çıkmaktadır. Diğerlerinden farklı bir renk olmasının yanında siyah olmasıyla onun diğerleri tarafından kabul edilmediği üzerine dikkat çekilmektedir.

          Küçük Prens’in seyahati sırasında karşılaştığı “kendini beğenmiş adam” tipiyle buradaki “kurbağacıklar” pek çok açıdan benzerlik göstermektedir. Her iki tipin de kendi dışındakini ötekileştirme fikirlerinin insanlardaki egoya denk geldiği düşünülebilir. Balığın yolculuğu sırasında karşılaştığı yengeç ise Küçük Prens’teki “kral” tipiyle eş değerdir. Burada karşımıza çıkan tam bir güç, iktidar mücadelesidir. Yengecin amacı, dünyanın kimin pençeleri arasında olduğunu göstermektir. Ama Küçük Kara Balık, bir yengecin dünyanın kimin elinde olduğunu nereden bileceğini sorgular ve onu ciddiye almaz.  

         Burada dikkat çekilmesi gereken bir başka husus “yengeç” metaforudur. Denizin bir dünya olduğunu düşünürsek ve orada tüm hayvanların var oluş mücadelesi içinde kendine bir yer edinme çabalarını kabul etmemiz gerekir. Dünya üzerindeki hemen her devlet kendi erkinin/gücünün daha üstün olduğunu kabul eder. Ve bunun için de kendi otoritesini başka ülkeler üzerinde uygulamaya çalışır. Aslında bu durum denizde yaşama kuralında olduğu gibi “büyük balığın küçük balığı yemesi” geleneğidir.

            Daha önce başkaları tarafından ortaya atılmamış bir tezi gün yüzüne çıkarırken birtakım engellerle karşılaşılır. Küçük Kara Balık’ın da bilinenden bilinmeyene yolculuğunda karşısına daha önce görmediği birtakım engeller çıkmıştır. Zorlu bir yolda ve bunun farkında olan insanlar karşılarına muhtemel engellerin çıkacağını hesap ederek yola çıkarlar. Çünkü düz ve engellerin olmadığı bir yola girerken endişe duyulmaz. Bu durumda ulaşılacak hedefi kimin daha çok istediği de anlaşılabilir bir durum değildir. Balığın çıktığı bu zorlu yolculuktaki engeller de testere balığı ve pelikandır.  

          Mısır’da Piramit metinlerinde “henet” adı verilen pelikan “Firavun’un annesi” ve tanrıça olarak kabul edilmektedir. Yani o, Firavun gibi otoriter ve zalim bir adamı yetiştiren bir pelikandır. Bu durum diktanın ve tahakkümün çıkış noktasıdır. Yine Mısır cenaze metinlerinin bulunduğu papirüslerde de pelikanın “ölmüş birinin öteki dünyaya güvenli bir şekilde geçişi kehanetini” verebilecek yeteneğe sahip olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla balığın karşısına çıkabilecek muhtemel engelin pelikan figürü olması tesadüf değildir.   

  • Küçük Kara Balık’ın Özgürlük Anlayışı

         1960’lı yıllarda İran, Şah yönetiminde iken özgürlük hayalleri kuran bir öğretmen olan Samed Behrengi düşüncelerini gizlemeyerek yazdığı kitaplarla insanlara aktarmayı deneyen bir yazardır. Esaret altında olmayan birinin özgürlük mücadelesine girmeye ihtiyaç duymaması gibi bulunduğu yerden memnun olan balıklar Küçük Kara Balık’ın peşinden gidemediler. Küçük Kara Balık bu mücadeleyi -ki bu yolculuk onun için var oluş mücadelesiydi- tek başına her türlü engelleri göze alarak tamamlamaya niyetli bir halde yoluna devam etti. 

       Küçük Kara Balık henüz çok daha küçükken geceleri evlerinin üzerinde doğan Ay dedeyle konuşmak isterken annesi ona daima karşı çıkıp uyuması gerektiğini söylerdi. Bu uzun yolculukta yeniden Ay dedeyi gördüğü zaman onunla dilediği gibi konuşmaya başladı:

       – Merhaba sevimli Ay dede

       – Merhaba Küçük Kara Balık. Burada ne yapıyorsun?

       – Dünyanın çevresinde yolculuk ediyorum.

       – Dünya çok büyük…

       – Haklısın ama gidebildiğim kadar giderim.

 Yaşadığımız dünyada, bulunduğumuz yaşta “bir Ay dedeyle konuşma”nın özgürlükle ilgisini kafamızda canlandıramayabiliriz. Ama çocukluğumuza dönüp gökyüzünü ve bizde yarattığı etkileri, hayallerimize konu oluşunu hatırladığımızda Küçük Kara Balık’ın o gün tam olarak ne hissettiğini anlayabiliriz. Yaşadığı müddetçe kimseye güvenmemesi gerektiği anlatılan minik bir balık, gökyüzüne baktığı yerde bulunan ve ucu bucağı belli olmayan “özgürlük”le konuşmak istemişti sadece ama bunu kimse anlayamadı. 

        Çıktığı yolculukta her türlü engelle karşılaşacağına hazırlıklı olan balık o an geldiğinde kurduğu hayallere yakışır bir biçimde şunları söyler:

       – Ölümle her an burun buruna gelebilirim. Yaşadığım sürece onun işini engellemek için elimden geleni yapacağım. Kuşkusuz, ölümden kaçamayacağımı anladığımda artık gözümde önemi yitirir o, önemsiz olur. Önemli olan, benim yaşamımın ya da benim ölümümün başkalarını nasıl etkileyeceğidir.

            c. Küçük Prens’ten Küçük Kara Balık’a Doğru

          Küçük Prens ve Küçük Kara Balık aynı özgürlük mücadelesinin içinde kabul edilse de Batı medeniyeti önceki yüzyıllarda doğu medeniyetlerine oranla daha özgür bir hayat sürdükleri için aslında ortada ciddi farklar mevcuttur. Fransız edebiyatının bir ürünü olan Küçük Prens, bilinmeyen bir gezegende özgür bir şekilde yaşarken diğer gezegenlere ve özellikle de dünyaya geldiğinde “özgür olmayan” insanlara özgürlüğün ne demek olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Bir başka bakış açısıyla Batı medeniyeti, diğer medeniyetlerin de özgürlük için mücadele etmesi gerektiğini anlatmaya çalışmıştır. Burada bahsi geçen özgürlük kelimesi “esaretten, otoriteden, bağımlılıklardan kurtulma” olarak değerlendirilmelidir.

       Dünya ile tanışan Küçük Prens aradığının, öğrenmek istediğinin bunlar olmadığını düşünerek kendi gezegenine dönüş yapmıştır. Gerçek özgürlüğün sadece kendi gezegeninde olduğunu düşünerek, geldiği/bildiği yerin bilmediklerine göre daha yaşanılabilir bir yer olduğu düşüncesiyle mutlu olduğu yere gitmiştir.

        Küçük Kara Balık ise bilinenden bilinmeyene doğru bir yolculuğun içindedir. Küçük bir derede yaşarken dünyanın sadece o dereden ibaret olmadığını düşünerek daha büyük sulara yüzme hayalini gerçekleştirmek istemiştir. Küçük Prens’in geldiği yerde özgürlük varken ve o özgürlük anlayışını gittiği yere taşımak niyetindeyken Küçük Kara Balık esaret altında olduğu için gideceği yerde özgürlüğü bulacağına inanmıştır. Nasıl ve ne şekilde olduğu kitapta net bir şekilde belirtilmese de amacına ulaşmıştır. Küçük Prens, hikayenin sonunda evine dönerken Küçük Kara Balık evinden çok uzaklarda özgürlük için can vermiştir.

       Her iki kitap çocuk kitabı olarak kabul edilseler de yetişkinlerin zihinlerinde de derin izler bırakacak bir kurguya sahiptir. Hayatları boyunca özgürlük mücadelesi veren her iki yazar da tıpkı oluşturdukları karakterler gibi bilinmeyen bir şekilde hayatını kaybetmiştir. Onların ardında bıraktıkları bu eserler yıllar sonra da yine aynı amaç uğrunda çocukların ve daha ciddi işleri olmayan yetişkinlerin hayata bakış açılarını değiştirseler de özgürlük anlayışını dünyaya yine çocuklar getirecektir. Çünkü:

 “Büyükler kendi başlarına hiçbir şey anlamıyorlar.” (Exupery 2014; 9)

KAYNAKÇA

 1. BEHRENGİ, Samed (2010), Küçük Kara Balık, Çeviri: İlknur Özdemir, Can Yayınları, İstanbul.

 2. ÇETİN, Nurullah (2012), Roman Çözümleme Yöntemi, Öncü Kitap, Ankara.

 3. ECO, Umberto (2009), Anlat Ormanlarında Altı Gezinti, Can Yayınları, İstanbul

 4. EXUPERY, Antoine de Saint (2014), Küçük Prens, Çeviri: Nadir İpek, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.

* Kırıkkale Üniversitesi/Öğretim Görevlisi, Hacettepe Üniversitesi/Doktora.  fundabugan@gmail.com

Yazıyı Sevdiklerinle Paylaş;

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?